07 Nisan 2006

Tahsin Yücel

GÖSTERGELER



Okumanın zihni beslediği söylenir. Ben gerçek anlamda beslendiğimi roman ya da öykü okurken değil, edebiyat üzerine denemeler okurken hissediyorum. Bu tür denemeler, sadece edebiyat eleştirmeninin değil, kuşkusuz her okurun romana bakışını zenginleştiriyor.
Tahsin Yücel “Göstergeler” adlı yeni yayımlanan kitabında, günümüz için çok önemli konuları ele almış. Edebiyat örneklerinin yanı sıra, gündelik yaşamdan da ilginç kesitler verdiği için, hem genel anlamda yaşam üzerine hem de daha sınırlı olarak edebiyat üzerine fikirlerini sunma ortamı yaratmış.
Tekbiçimlilik
Tahsin Yücel’in “Göstergeler”de ele aldığı konulardan biri, belki de günümüzü en iyi tanımlayan, tekbiçimlilik. Küreselleşmenin üzerimize dayattığı tekbiçimliliği yazar ironiyle ele almış: “Belirli izlencelerin günleri, saatleri bile aynı. Elinizde uzaktan-kumanda, bir kanaldan bir başka kanala, dolayısıyla bir izlenceden başka bir izlenceye geçtiğinizi sanırken, aynı çöpçatanlık izlencesinin bir değişkesinden başka bir değişkesine, aynı türkü yarışmasının bir evresinden başka bir evresine geçiyorsunuz, üstelik yalnızca sunucu bayanlar değil, konuklar da görünüşlerinden dillerine kadar hep birbirlerinin aynı. (…) (k)üreselleşen dünyamız da tekbiçimliliğin, dolayısıyla kendi kişiliğinden kopmanın, dolayısıyla yabancılaşmanın mutlu bilinçsizliğine erişiyorlar.”
Yücel’in bu satırlarını okuduğum günlerde bir yandan da Paul Ricoeur’ün 1961 yılında yayımlanan “Evrenselleşme ve Ulusal Kültür” başlıklı makalesini okuyordum. Evrenselleşme Ricoeur’a göre, insanlık için bir gelişme olarak görülebileceği gibi, aslında bir yıkımın hazırlığını da beraberinde getiriyordu. Ünlü filozof insanlığın ahlâkî ve tarihsel olarak yaşamsal çekirdeğini oluşturduğunu düşündüğü kültürel zenginliğe bakarken, değerlerin hızla kaybedildiği görüşünü dile getiriyordu. Ricoeur’ün tahminleri, Yücel’in gözlemleri ile öylesine örtüşüyor ki, iki yazarın bakışındaki berraklık, yaşadıkları çağı bunca iyi görmeleri, sarsıcıydı.
İçinde bulunduğumuz yer ve zamanı nesnel biçimde görmek hiç kolay değildir, bunu yapabilen düşünürler bize, bir bakıma dünyamızı tanıtırlar. “Göstergeler”i okurken, bugün bir kültürün ifadesi olarak ne bir objeye ne de bir yapıya bakma şansımızın kalmadığını görmeden edemedim. Eski çağlarda her yörenin kendine özgülüğü vardı. Örneğin Paris’te bulabileceğiniz bir ayçöreğini, dünyanın başka bir yerinde bulmanız olası değildi, oysa bugün, Fransız usulünde pişirilmiş croissant, Tokyo, Buenos Aires ya da Adapazarı’nda üzerinde “Bakery” yazan bir dükkânın içinde karşınıza çıkabilir. Bu yeni durum, bazılarınca Adapazarı’nın ne kadar gelişmiş bir kent olduğunu kanıtlamak için örnek olarak verilse de, aslında Tahsin Yücel’in dediği gibi, “aynı tekbiçimlilik, aynı düzeysizlik” örneği olarak da görülebilir. Küreselleşen dünyamızda artık saf bir arayış tamamen gerçek dışı kalmakta ve tanımlanabilir basit kültürel, cinsel, politik, ekonomik ve etnik bağlardan kopuk hayatlar sunmaktadır.
Her yerde aynı şeylerin bulunması örneğinden yola çıkan Ricoeur’e göre, asıl trajedi, aynılaşmanın özgünlüğü tamamen yitirmeye neden olması. Adapazarı’nda croissant bulmak, bir zaman sonra yörenin özelliği sayılan türlerin yok olmasını beraberinde getirecektir (hatta çoktan getirmiştir.) Olmayan yeni bir şeyi bulmak diye başlayan küreselleşme, kısa zamanda özgün ve yaratıcı olanı yitirmeyi beraberinde getiriyor.
Söz Düzlemleri
“Göstergeler”de önemli yer tutan konulardan biri de dil kullanımları. “Yazından anlamak, yazınsal evrenlerin ve yazınsal biçemlerin sonsuzluğunu kesinlemekle başlar” sözleriyle elbette her yazınsal biçimin aynı değerde olduğunu söylemiyor yazar, aksine değerlendirmede kullanılacak ölçütlerin neler olduğunu açıklıyor. Bu bölümde ilginç örnekler yer alıyor, resmi bir raporun ya da bir başvuruya eşlik eden özgeçmişin dili nasıl olmalıdır sorusuna yanıttan çok, bu farklı kullanımların göstergelerine değiniyor.
Dil, bize doğrudan bilgi verdiği gibi, bir de metni yazan kişi hakkında bilgi verir. Kullanılan sözcükler, deyimler, yazarın dünya görüşünü, politik duruşunu hatta satır aralarında kendisi hakkında bilgiler sızdırabilir. Bu konu sadece metin incelemeleri yapan bilim adamlarını değil, her okuru ilgilendirir.
Köşemenler
Denemelerde benim en hoşuma giden bölümlerden biri gazete köşe yazarları ile ilgili düşüncelerini yazdığı yerler oldu. Sanırım basın, ülkemizde en kötü işleyen sektörlerin başında geliyor, bu yüzden bu konuda eleştiriler özellikle dikkate alınmalı.
Bir başka önemli bölüm de “otomobil ve insanbiçimsellik” başlığını taşıyor. Yazar “Kumru ile Kumru” (Can Yayınları, 2005) romanında tüketim çılgınlığını ve eşyanın yaşama hükmeden boyutunu anlatıyordu. Bu denemesinde adeta “Kumru ile Kumru”nun yazılış sürecindeki düşüncelerine götürüyor bizi, romanı hangi düşüncelerle temellendirdiğini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Markaların insanbiçimselleşmesi ve işlevleri ötesinde anlam kazanmaları, çağımızın başlıca sorunlarından biri; reklâmın bilgi, markanın da kişilik sanıldığı bir dünyada yaşıyoruz.
“Göstergeler” sadece günümüz sorunlarını tanımlamıyor, kitabın bir diğer yarısı da edebiyat tutkunlarının yararlanacağı bölümlerden oluşuyor. Türk masalları, söz töreleri, dilsel ifadelerin efsanelerdeki gücü, destanlar, Yaşar Kemal’in destandan roman geçişi, Melih Cevdet Anday şiirinde uzam ve zaman gibi birbirinden güzel bölümler yer alıyor. Bu bölümler Tahsin Yücel’in, Türk edebiyatı üzerine düşünen en derinlikli yazarlarımızdan biri olduğunun kanıtı.

YAZIN SANATI – CUMHURIYET KİTAP EKİ #842
6 Nisan 2006


Göstergeler / Tahsin Yücel /Can yayınları / 2006 / 190 sayfa.

1 yorum:

The Dreamer dedi ki...

merhaba;
yorumlarınizi okuyorum..bahsettiginiz kitabi okumadim..elestirilerinizde ki bilgi birikimi hemen kendini gosteriyor..sizden benim yazilarim hakkinda da yorum yapmanizi rica edebilir miyim.. ama yaparsaniz lutfen e-mail adresime gonderin..fikriniz benim icin onemli olacaktir..
oytun_tevfik@hotmail.com