18 Ekim 2010

"Bedende Kıpırdanmalar"


BEDENDE KIPIRDANMALAR

Üniversitede zorunlu anatomi ve fizyoloji dersi aldığımda, bedenlerimizi ne denli tanımadan büyüdüğümüzü görmek beni dehşetli şaşırtmıştı. Karaciğerimin ne yerini ne de fonksiyonlarını biliyordum oysa yirmi yaşındaydım. İlerleyen yıllar içinde, beden işlevlerinin en çok ruhsal ya da fiziksel sorunlar karşısında merak edildiğini gördüm. Genç ve sağlıklı biri için beden salt haz aracı olurken, bir başkası için beden acı, eksiklik, hatta fazlalıklar gibi farklı anlamlar taşıyordu.

Beden üzerine düşünmeye neredeyse her zaman René Descartes ile başlanır. Descartes insanı ikiye bölüp, beden ve ruh ikilisinin ortak çalışması olarak tanımladığından beri, bedene içinde ruh barındıran bir kabuk gözüyle bakıldı. Sanki bir hayaletin giysisiydi beden. Bu kurama göre, bedene sahip olmadan önce ve sonra “ben,” değişmez biçimde varlığa sahiptir. Dolayısıyla eskiyen, değişen, yaşlanan, sakatlanan, hastalanan ve nihayetinde ölen bedenin içinde ancak sınırlı bir zaman geçirir ölümsüz ruh. Bu inancın insanı bedenine kolayca yabancılaştıracağını görmek zor olmasa gerek. Hele hele Hıristiyanlığın “beden ruhun hapishanesidir” saplantısı altında beden, günah kaynağı ve günah aracı olarak ruhu kirleten unsurdur inananların hayatında. Bedene yüklenen bunca olumsuz birikimler sonucunda bugün bedeni artık sadece ontoloji konusu olarak değil, siyasi varlığıyla da tartışmak zorunlu olmuştur.

Geçtiğimiz günlerde bu konuda önemli Türkçe kitaplardan biri yayımlandı: “Bedende Kıpırdanmalar.” Kitabın adında yer alan “kıpırdanmalar” tam da günümüzde bu konudaki düşünsel kıpırdanmaları akla getiriyor. Farklı disiplinlerden yirmi küsür yazarın makalelerinden yapılan derlemelerin editörlüğünü Gülnur Elçik ve Tuğba B. Özenç gerçekleştirmiş. Derlenen yazılar çok geniş bir yelpazeyi yansıtıyorlar. Bedenin toplumsal, siyasi, cinsel, psikolojik, deneysel, tarihsel vb. anlamları üzerinde duran ve çok çeşitli temalar altında bedeni inceleyen yazılar mevcut kitapta. Bu derlemeyi zevkli kılan unsurların başında bu çeşitlilik geliyor. Altı ana bölümden oluşan kitapta, benzer temadaki makaleler belli başlıklar altında toplanmış. Bu yazıda her bir makaleden söz etmek elbette mümkün olmayacak ama en azından her bölümün ele aldığı ortak temaya değinmek gerekir.

BEDENİN SINIRLARI

Kitap, tam da uygun bir şekilde, Cem Kaptanoğlu’nun “Ruhunu Arayan Beden” yazısıyla başlıyor. Bedenin nasıl algılandığı, bir bebeğin bedensel varlığının farkına varması gibi konuları aydınlatıyor Kaptanoğlu. Descartes’tan beri beden ve ruh olarak algılanan insana bugün bilimin nasıl baktığı konusunda okurun önünde adeta bir pencere açıyor. Kitapta benim en beğendiğim makalelerden biri bu oldu. Ayrıca yazarın gönderme yaptığı çağımız düşünürlerini kitabın ilk makalesinde tanımak da felsefe ve psikanaliz yabancısı okura iyi gelecektir, ilerleyen sayfalardaki makaleler de benzer referanslar üzerine kurulu olduğu için bu çok aydınlatıcı bir başlangıç olmuş bence.

İlk bölümdeki bilimsel havadan çok içten ve kişisel bir tonda çıkılıyor kitapta çünkü ikinci bölümde “Heteroseksüel bedene muhalif beden” başlığı altında derlenmiş iki yazı, transseksüel yazarların beden algılayışı üzerine kurulu. Bedene yabancılaşma üçüncü bölümde de benzer kişisel tonlamayla devam ediyor. Bu bölümde kapitalist toplumda yaşlanan, kilo alan, deforme olan bedenlerin nasıl tüketim aracı olarak görüldüğü üzerinde duruluyor. Ataerkil-kapitalist toplumlarda bedenini dert eden kadının sorunları öne çıkıyor bu yazılarda: tek tip güzellik reçetesine uydurulmaya çalışılan kadının saplantıları anoreksiya, obezite ve daha pek çok rahatsızlığın nedeni olabiliyor. Kitapta bu konular, yine transseksüalite gibi kişisel deneyimler etrafında kurgulanmış yazılardan oluşuyor. Kadın ve erkeğin bedenlerine karşı tüketici tutumlarındaki farklılık da dikkat çekiyor. Gerçekten de bu bölümleri okurken kadın bedeni üzerinden yapılan pazarlamanın toplumsal etkileri üzerinde düşünmeye itiyor okuru.

“BEDENİNİ SEV”

Son yıllarda bazı deyimleri daha sık duyar olduk: “bedeninle barışmak” “kendini affetmek” gibi bir terminolojiler üzerinden popülerleştirilmiş “kendini sevmek” ilkeleri moda edildi. Kısaca, kendini sevmek ve nazlamak isteyen insanların üzerinden önemli bir sektör yaratıldı. Binbir çeşit masaj, cilt bakımı, zayıflatıcı kremler ve aletler, insanlara yeni bir beden imgesi dayattılar. Bu arada her yıl yayımlanan yüzlerce kitap, bedeni sağlıklı ve bakımlı kılmayı öğretmek amacıyla hayatın her alanını kuşatacak kadar yaygınlaştı. Bu yayınlar bir yandan çoğalırken diğer yandan belli bir güvensizlik yaratmaya da başladı kuşkusuz. “Bedende Kıpırdanmalar” sırf bu açıdan bile olsa çok önemli bir karşı duruş oluşturuyor bu yayınlara.

Kitapta belki eksikliği hissedilecek konuların başında fuhuş ve pornografi gelebilir. Aslında internet pornografisi konusundaki makale ilginç bir araştırma fakat yine de beden üzerindeki şiddet, sadomazoşizm ve fuhuş konularına girilmesini diler buldum kendimi. Örneğin bir kazanç kaynağı olarak bedenin değeri hakkında bir yazı okumayı bekledim bu kitapta. Bir başka işlenebilecek konu, şiddet sporları ya da genel olarak sporda bedenin rolüydü. İnsanın gün geçtikçe artan bir hırsla rekor kırmaya yönelmesi, bedeni tamamen bir araç olarak görmenin getirdiği bakış ve bunlara paralel olarak bedenin her yeni nesilde gelişmesi, konu edilebilirdi.

Son olarak, bu türden derleme kitaplarda makaleler farklı yazarlar tarafından kaleme alındığı için, metinler arasında kaçınılmaz olarak nitelik farklılığı ortaya çıkabilir. Metinlerde aynı titizliği bulmak kolay değildir, yine de bütüncül anlamda belli bir dengeyi tutturmak gerekir. “Bedende Kıpırdanmalar” çok farklı türlerde metinlerden oluşmasına rağmen, bu dengeyi bulmuş bir derleme. Bu kitabın en önemli özelliklerinden biri metinlerin çeviri olmaması ve okura tanıdık gelecek örneklerden oluşması. Genelde bu türden derlemeleri çeviri okumaya alışık okura, bu yüzden, yakın ve hoş gelecektir. “Bedende Kıpırdanmalar” günümüzün önemli konularını tam zamanında dile getiren, okuru düşünmeye yönelten çok değerli bir çalışma.

BEDENDE KIPIRDANMALAR / Derleyenler: Gülnur Elçik + Tuğba B. Özenç / Varlık yayınları / 359 sayfa.

(Bu eleştiri yazısı 10 ekim 2010 tarihli Radikal Kitap ekinde yayımlanmıştır.)

2 yorum:

1dekorasyon dedi ki...

paylaşım için teşekkürler.

Sabahattin Gencal dedi ki...

“Bloglardan Seçmeler” 24 Kasım 2010’da ÖĞRETMENLER GÜNÜ özel sayısı yayınlayacaktır.
Öğretmenlerle ilgili fikir yazısı, şiir, anı…vb. yazılarıyla katkı sağlamak isteyenler için yazılarını gönderme süreleri 14 Kasım 2010’a kadar uzatılmıştır.

Özel sayıda yer almanız dileğiyle.

Sabahattin Gencal ( Emekli öğretmen )